Gözlerime bak bebeğim! Kollarıma değil

Tuhaf bakışlara alışkın. Yasemin Uysal, kendini asla ezdirmemenin ne demek olduğunu erken yaşta öğrendi. Yasemin kolsuz doğdu. Biber bursiyeri, neden insanların merhametine ihtiyacı olmadığını ve beden olumlama hareketi baloncuğunun aslında neden hiçbir fikri olmadığını açıklıyor.

Foto: Zoe Opratko
Foto: Zoe Opratko

"Anne, kızın neden kolları yok?"- "Uslu olmadığı için." Bu konuşma bir Alman turist ve kızı arasında gerçekleştiğinde, ailemle Türkiye’de tatildeydim ve sadece dört yaşındaydım. O zamanlar, bu ifadenin arkasındaki anlamı anlamak için (neyse ki) çok küçüktüm. Evet, kollarım yok, alt kollarım yok demek daha doğru olur. Ama hayır, çocukken uslu olmadığım için değil. Bunun sebebi dismeli.

 

Engelli? Ben kesinlikle değilim!

Dismeli, bir veya daha fazla uzuvun bir deformasyonudur. Başka bir deyişle: Bir engelim var. Kendimden bahsederken "engel" kelimesini kullanmak garip. “Engelliler” veya “özel ihtiyaçları olan” da şahsen kendimle özleşdirmek istemediğim ifadeler. Kendimi "engelli" hissetmediğim için "özel" bir ihtiyacım yok yani başkalarının ihtiyaçlarından pek farklı olan yok. Arkadaşlarımla buluşmak veya kız kardeşimle saçma sapan şeyler yapmak, alışveriş yapmak, makyaj yapmak, yüzmek ve sevdiğim bir işi yapmak gibi, buraya bu metni yazmak gibi mesela. Kısacası: kendinden emin, mutlu bir yaşam sürmek! Muhtemelen durumumla artık bu kadar kolay başa çıkabilmemin en önemli nedeni ailemdir. Biraz "farklı" bir kızlarının olması onlar için de her zaman kolay olmadığını biliyorum. Ben kendim fark edemeyecek kadar küçükken başkalarının bakışlarına ve sözlerine katlanmak zorunda kalan ailemdi sonuçta. Ama buna ne kadar maruz kalsalar da bunu bana asla hissettirmediler. Onlar için ben asla engelli bir çocuk değildim. Onlar için ben bir çocuktum, onların çocuğu, diğer çocuklar gibi gelişmesi ve ilerlemesi gereken bir çocuk. Böyle ki altı yaşında bir müzik aleti öğrenmeyi kafama soktuğumda, bu dileğimi yerine getirmek ailem için dünyanın en normal şeyi idi. Böylece pan flütü öğrendim, çünkü pan flütü parmak gerektirmeyen nadir enstrumanlardan biridir.

 

Acıma duygusuna yer yok

Okulda başından beri olduğum gibi kabul edildim. Arkadaşlık kurmakta sorun yaşamadım. "Neden kolların yok?" - "Çünkü ben böyle doğdum." - "Tamam, bir şeyler oynayalım mı?" Güçlü arkadaşlıkların geliştiği "tanışma diyaloglarının" çoğu böyle başladı. Çocuklarda olan bu dürüstlüğü seviyorum. Çocuklar düşündüklerini söyler ve sorarlar ve durumu kabul ederler. Öte yandan yetişkinler bana göre çok fazla düşünüyor. Pek çok insan bana daha itinalı davranması gerektiğini düşünüyor - sanki bir şekilde kırılganmışım gibi. Bunu mesela benimle tokalaşıp tokalaşmamakta emin olamadıklarında veya onlara şans getirmesi için "parmaklarımı çapraz tutmamı" istediklerinden sonra ürktüklerinde çok bariz görebiliyorum. Bunu belirsizlikten yaptıklarını biliyorum ve bu yüzden onları suçlayamam. Ama bana acınmasını ne istiyorum nede buna ihtiyacım var! Okulda ve üniversitede de bana acımadılar ve herhangi özel bir muamele görmedim - kulağa ne kadar gaddarca gelse de, tek doğru yol buydu. Çünkü ancak bu şekilde kendimi savunmayı ve kendimden en iyi verim almayı öğrendim. Birinci sınıfta el yazım sınıftaki en güzel yazı olarak kabul edilirdi. "Ama nasıl yazabiliyorsun?" - Bu soru, birisi beni ilk kez gördüğünde hâlâ ilk üç soru arasında yer alıyor. Standart cevabım: "Gayet normal bir şekilde" Karşımdaki kişileri kısa bir süre belirsizlikte bırakmaktan hoşlandığımı inkar edemem. Soru işaretleri kelimenin tam anlamıyla çoğunun yüzlerinden okunabiliyor. "Normal mi?” – “Evet, iki kolumla bir kalem tutup yazmaya başlıyorum. Benim için bu normal.” diye cevap veriyorum o zaman. 

 

"FARKLI OLMAK" YORUCU OLABİLİYOR 

Bugün durumumu "normal" olarak algılayabiliyorum ama bu her zaman böyle değildi. Bu uzun bir öğrenme sürecinin sonucu. Ergenlik yıllarına girdikçe “farklı” olduğumun giderek daha fazla farkına vardım. Yavaş yavaş başkalarının bakışlarını hissediyordum. Çocukken duymadığım yorumlar artık daha yüksek sesle duyuluyordu ve beni oldukça incitiyordu. Dışarda herkesin bana ve kollarıma baktığını düşünerek düpedüz bir paranoya geliştirdim. Engelliğim aniden hayatımda merkezi bir rol oynamaya başladı. Kız arkadaşlarım erkekler tarafından beğenilirken, ben sadece "iyi arkadaş" rütbesine ulaşabiliyordum. Elbette, kim kolsuz bir kiz arkadaşı isterdi ki? Çeşitli olumsuz deneyimler gençken vücudumdan gittikçe daha fazla utanmamı sağladı. Kendimi güzel ve çekici hissetmediğim için vücudumu suçluyordum. Dolayısıyla sadece onlara indirgeneceğim korkusuyla artık sürekli kollarımı saklama ihtiyacı hissediyordum. "Kusurumu" saklayabilmek umuduyla, yaz ortasında bile evden ceketle çıkıyordum. Bu süreçte sosyal medya da çok yardımcı olmadı açıkcası. Her yerde görünüşte "kusursuz" insanların resimlerini görüyor ve sadece onlar kadar "mükemmel" olmak istiyordum. Sözde beden olumlama hareketi (Body Positivity Movement) dijital dünyayı fethettiğinde bir ikleme düştüm. Toplumda bu kadar yadırganıyorken, bırakın sevmeyi, kendimi ve bedenimi nasıl kabul edebilirim ki?

 

Beden Olumlama – ve yanlış idoller

"Sen olduğun gibi mükemmelsin!" - Böyle sloganlarla beden olumlama hareketi, toplumun çoğunluğu ve moda endüstrisi tarafından empoze edilen güzellik ideallerinden bağımsız insanları vücutlarında iyi hissetmeye teşvik etmek istiyor. Bununla birlikte, çok az insanın bildiği şey, bu hareketin başlangıçta siyahi kadınlar tarafından başlatıldığı ve deformasyonları olan kadınları, "Women of colour" (Beyaz olmayan kadınlar) ve transseksüel kadınları ön plana çıkarmayı amaçladığıdır. Peki ne oldu? Günümüzde beden olumlama biraz ağır bir öğle yemeğinden sonra karnını kameraya tutan ve altına #loveurbody hashtag'i koyan, neredeyse tamamen Batılı (beyaz), görünüşte kusursuz kadınlar tarafından temsil ediliyor. Şimdi ne görünüşü ne de fiziksel kusurları yüzünden bakışlara maruz kalmamış başka bir kadının bana - yani fiziksel engelli bir kadına - vücudumu sevmemi söylediği bir baloncuğun içinde yaşıyoruz. Ama insanların dik dik bakışları sürekli üzerimdeyken ben kendimi nasıl güzel bulabilirim? Engelim nedeniyle iş bulamazsam kendimi olduğum gibi nasıl kabul edebilirim? - Evet öyle hem de coğu zaman! Kulağa pek Avusturyalı adı gibi gelmeyen adım ise işin cabası. Hayatımda reddedilme sebebinin engelli olmamdan mı, adımdan mı yoksa kadın olmamdan mı kaynaklandığını bilmediğim durumlar fazlasıyla oldu. Belki de hepsi birdendir. Bu konuda beden olumlama Instagram baloncuğunda kimse size yardım edemez. Neden? - Çünkü bu hareketten kendine pay çıkaran çoğunluğun bu sorunlardan haberi yok. Sorunlar görmezden gelinir veya "Kendini sev, o zaman herkes seni sevecektir" sloganına indirgenir. Ama gerçek farklı! Aksini iddia eden sadece bize değil, her şeyden önce kendisine yalan söylüyor demektir.

 

#KENDİNİGÜÇLENDİRME (Self-Empowerment) SİHİRLİ SÖZ

Günlük hayatta benim gibi insanların "farklı" olduğumuzu hissettiren durumlar veya engeller vardır. Ancak bu vücudumuzu kabul edemeyeceğimiz anlamına gelmez. Kendimizi sırf bir başkası Instagram'da söylediği için sevemeyiz. Buna kendimiz hazır olmalı, istemeli ve buna izin vermeliyiz. Ve aksiliklerin olduğunu kabul etmeliyiz. Ama bunu olumsuz algılamamalıyız. Çünkü bu aksilikler bizi sadece güçlendiriyorlar! Hayatta her zaman rahatsız edici bakışlar veya aptalca söylemlerde bulunan insanlar olacaktır. Ama olumsuz deneyimlerimden bir şey öğrendiysem, o da başkalarının görüşlerine çok daha az değer vermemiz gerektiğidir. Aşka gelince: Bugün birkaç deneyimimle daha olgunum ve sorunun eksik kollarımın olmadığını biliyorum. Sorun, insanların bir kişinin gerçek benliğini tanımak istememesidir. Çok az insan bu konuda onları tam olarak neyin rahatsız ettiğini biliyor. Evet, benim gibi insanlar bir veya iki hayal kırıklığına katlanmak zorunda kalabilir. Ama O kişi var. - Kollarıma değil de gözlerimin içine bakan kişi. Bende eksiklik görmeyen. Başkalarının yanındaki kadın hakkında ne düşündüğünü umursamayan biri. Bu kişiyle tanıştığınızda, önceki tüm hayal kırıklıklarının ne gözyaşlarınıza ne de tüm o kendinizden şüphe duymalarınıza değdiğini anlayabiliyorsunuz. Ne yazık ki, bunu ancak geriye dönüp baktığınızda görebiliyorsunuz. Eskiden başkaların ideallerine uymak benim için daha önemliydi. Bunu yaparken, en önemli insanlar yani ailem ve arkadaşlarım tarafından çoktan kabul edildiğimi ve sevildiğimi unutmuştum. Ançak bunu anladığınızda, kendinizi sevmeye hazırsınız. Güçlü olmayı ve bedenimizi olduğu gibi sevmeyi ancak kendimiz gerçekleştirebiliriz.

 

Yazar hakkında: Yasemin Uysal 27 yaşında. Doğu Bilimleri ve Yabancı Dil olarak Almanca okudu. Ekim / Kasım 2020'de biber akademisinden mezun oldu.

Anmelden & Mitreden

4 + 3 =
Bitte löse die Rechnung